M.Ö. 3000 Yılının ilk yarısında mimari ile tanışan çiniler, İslam mimarisinde M.S. 9. yüzyılda kullanılmaya başlanmıştır.
Selçuklular’ın 1071’de Bizanslılar’ı yenmesinden sonra Anadolu, hem Selçuklular hem de çiniler için yeni bir vatan olmuştur.
Bu topraklardaki çini sanatı, 13. Yüzyılda Selçuk mimarisinin doruğa ulaştığı dönemde gelişmiş ve buna bağlı olarak da pek çok camii, medrese, türbe ve saray duvarları çinilerle bezenmiştir.
Başlıca turkuaz, kobalt ve mor renklerin kullanıldığı geometrik desenli çini ve çini mozaikler iç mekanlarda tercih edilirken dışta da sırlı veya sırsız tuğlalar kullanılmıştır. 14. yüzyılda Anadolu Çini sanatı Osmanlılar ile birlikte yeni bir boyut kazanmıştır. Özellikle 15. ve 17. yüzyıllar arasında İznik, önemli bir çini ve seramik üretim merkezi haline gelmiştir. Gerek başkent İstanbul’a yakın olması, gerekse Anadolu’ya bağlanan yollar üzerinde yer alması kuşkusuz gelişmesindeki önemli faktörlerdendir. Burada üretilen çiniler de başkent İstanbul’daki saray duvarlarını süslemiştir.
16. yüzyılda Osmanlı Devleti'nin güçlenmesi ve yeni yapıların ortaya çıkmasıyla birlikte İznik çinisi en ihtişamlı günlerini yaşamıştır. Özellikle ikinci yarısı, üslup ve teknik bakımdan çinilerin mükemmelliğe ulaştığı ve çeşitlilik kazandığı bir dönemdir. Bu dönemde üretilen çiniler, saraya bağlı olarak yönlendirilmekte ve saray nakkaşhanesinde desenler hazırlanarak üretim yapılmak üzere İznik’teki atölyelere gönderilmektedir.
Çinilerin yer alacağı alana göre kompozisyon düzenleri dikkate alınarak mimariyle bir ahenk içinde yer almasına gayret edilmiştir. Çinide kullanılan geleneksel motiflerin yanısıra natüralist çiçek motiflerine de yer verilmeye başlanmış, her iki gruptan motifler, aynı kompozisyonların içinde kullanılmaya başlanmıştır.
17. yüzyıl başlarında çini desenlerinde büyük farklılıklar görülmezken, teknikte bir gerileme, renklerde olumsuz yönde bir değişim başlamıştır. Ayrıca hamur ve sır kalitesinin de düşmeye başladığı görülmektedir.
17. yy’ın sonlarına doğru İznik’teki çini atölyelerinin ayakta kalma çabaları başarılı olamamıştır. Böylelikle 18. yüzyıl başlarında İznik’teki çini üretim faaliyetleri tamamen son bulmuştur. Lale Devri diye anılan dönemde, İznik çini sanatı yeniden canlandırılmaya çalışılsa da çabalar uzun ömürlü olamamıştır.